TÜM KARAKTERLERE DÖN

KİŞİ DOSYASI
HAYATTA
River Whitmore
"Riv"
Uyruk:Amerikan
Doğum:05.04.2000
Kayıtlı Olaylar:0 olay
Görüntülenme:4
BİYOGRAFİ & KARAKTER PROFİLİ
River Whitmore, Michigan’da orta gelirli bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu dışarıdan bakıldığında sıradandı. Ne süslü hayaller ne de aşırı lüks bir hayat. Fakat River hiçbir zaman “sıradan” bir çocuk olmadı. Merakı yüzünden sürekli başı derde girerdi. Yanlış insanlarla değil, yanlış sorularla; her şeyi kurcalar, her şeyi sorgular ve her şeyi öğrenmek isterdi. Bu durum ise çoğu zaman ailesini zor durumda bırakırdı ama asla kötü niyetli bir çocuk değildi. Sadece sınırları görmek isterdi. Büyüdükçe o merak, asi bir çocuktan kararlı bir adama dönüştü. Lise yıllarında olgunlaştı. Hedefleri oluştu. Geleceğini kurmak, ailesine daha iyi bir hayat sunmak istiyordu. Üniversite çağı geldiğinde de Michigan’daki Oakland Üniversitesi’ni kazandı ve hayatının yönü orada değişmeye başladı…
River, üniversitenin ilk yılında Jane ile tanıştı ve bir süre sonra bir birliktelikleri oldu. Jane sakin, zarif ve kırılgan görünen ama içinde fırtınalar taşıyan bir kadındı. River ilk defa birine bu kadar bağlandı. İlk defa geleceğini sadece “kariyer” değil, bir “biz” olarak hayal etti. Fakat geçmiş, bazen kapıyı çalmadan geri gelir. River ise henüz bunun farkında değildi.
Jane’in eski erkek arkadaşı, takıntılı bir adamdı. Jane’i bırakmamıştı ve onu kaybetmeyi hazmedememişti. Zamanla River’a sataşmalar başladı. Tehditler, sözlü tacizler/saldırılar, kışkırtmalar ve takip etmeler… River kavga arayan biri değildi. Ama geri de adım atmazdı. Kendisini ve özellikle de Jane’i güvende tutmak için temkinli ve mantıklı hareket etmek zorundaydı. Aralarındaki bu gerilim aylarca sürdü. Bu gerilimlerin sürdüğü süreçte, Jane ile bir akşam yemeğinden dönen River, dönüşte Jane’i evine bırakmak istemişti. Her şey normal görünüyordu. Ta ki eve doğru yürürken yolu Jane’in takıntılı eski sevgilisi ve onun arkadaşları tarafından kesilene dek. Önce aralarında bir konuşma döndü fakat bu konuşma kısa sürdü, öfke ise uzundu. O gece River, Jane’in gözleri önünde feci şekilde darp edildi ve yerde kalarak aldığı darbeler sonucu bilinci kapandı...
Kendine geldiğinde gözlerini hastanede açtı ve panikle etrafına bakarak olup biteni anlamaya çalıştı. Gözleri Jane’i aradı fakat Jane dışında, başında polisler dahil birçok kişi vardı.
River biraz daha kendine geldikten sonra polislere hatırladığı kadarıyla yaşanan olayı anlattı. Ancak finalde Polis raporunda “kimliği belirsiz saldırı” yazıyordu.
Bu süreçte ise Jane hâlâ ortada yoktu. River telefonunu kullanmak istedi ve o an hastane görevlilerinden talep etti. Telefonu geldiğinde aramalara ve mesajlara baktığında tek bir mesaj vardı; “Bitti.” yazıyordu. Bu mesaj Jane’dendi. Mesajı görür görmez Jane’i aradı fakat Jane telefonlara cevap vermedi, mesajlarına dönüş yapmadı...
Bir süre sonra, River hastaneden taburcu olduktan sonra Jane kendisine bizzat ulaştı.
Artık onu istese de sevemeyeceğini, bu yüzden de hayatında istemediğini, korktuğunu ve bu yaşananların ona ağır geldiğini söyleyerek kendisini suçladı ve son konuşmasını yaptı.
River, her ne kadar kabullenmese de o an iki şeyi aynı anda kaybetti:
Hem sevdiği kadını hem de onunla kurduğu gelecek hayallerini.
Daha sonrasında ise bir karar verdi ve bu kararın arkasında duracağına dair de kendisine söz verdi.
“Bir daha asla kimse için, hiçbir hayalinden vazgeçmeyecek, sevgi için kendini küçültmeyecek ve kaybetme korkusuyla bir adım atmayacaktı.”
Çünkü, insan ancak en yalnız anında kim olduğunu anlar mentalitesine girmişti. River, güçlü doğmadığını ama yıkılmamayı öğrendiğini anladı.
Bir süre sonra hayatına devam etmeye çabaladı.
Yaşadığı bu olaylar ailesi ile arasının açılmasına, bağlarının kopmasına sebep olmuştu ve onların da eksikliğini zamanla hissetmeye başlamıştı. Bu sebeple üniversiteyi mecburi olarak bırakıp, hayatını değiştirmek adına bazı adımlar attı ve iş hayatına atıldı. Birçok sektörde şansını denedi. Kimi meslek ona ilaç olurken kimi meslek de onu daha da zora soktu. Michigan ona dar gelmeye başlamıştı. Aynı sokaklar. Aynı anılar. Aynı hayatlar. Aynı insanlar. Artık sadece hayal kurmak değil, ayakta kalmak istiyordu. Yıllar geçti ama içindeki boşluk kapanmadı. Yaşadığı şehir olan Michigan, ona dar gelmeye başlamıştı.
Geçmişin dolaştığı bir şehirde yeni bir hayat kurulmazdı. İnancı bu yöndeydi. Kendisine son bir şans vermek, bu şansı da değerlendirmek istiyordu. Ve her gün kendi kendine şunları söylüyordu; “Güçlü doğmadım ama yerde kalmayı da reddettim. Sevmeyi de öğrendim kaybetmeyi de. İnsanın bazen tek bir mesajla bile değişebileceğini anladım. ‘Bitti’ dedi. Ama ben bitmedim. Ve şunu anladım:
Kimse seni kurtarmaya gelmeyecek.
Kendin düşmedin belki ama kendin kalkacaksın. Güçlü doğmayı seçemem ama zayıf kalmamak da benim tercihim. Bu benim elimde.”
Michigan artık River için bir şehir değil, bir hatırlatmaydı. Her köşe başında bir anı, her sokakta bir yüz, her gecede aynı düşünce. Ne kadar ilerlemeye çalışsa da geçmiş hep iki adım arkasından geliyordu. İş değiştirdi. Ortam değiştirdi. Alışkanlıklarını değiştirdi. İnsan bazen bulunduğu yerde değil, bulunduğu yerin içinde sıkışır. River için Michigan’da kalmak, yaralarını sürekli kaşımak gibiydi. İyileşmek istiyordu ama aynı atmosfer buna izin vermiyordu. Bir gece işten çıktıktan sonra eve dönmedi. Şehrin ücra ve sessiz bir köşesinde bir sokağa oturdu ve uzun süre kafasını duvara yaslayıp düşündü. Hayatında ilk defa kaçmak için değil, bilinçli bir şekilde gitmek için plan yaptı ve araştırmaya başladı. Yeni bir başlangıç için büyük bir şehir gerekiyordu. Kimsenin geçmişini umursamadığı, herkesin bugününe baktığı bir yer.
Fırsatın bol, rekabetin sert, hayatın acımasız ama adil olduğu bir yer:
Los Santos.
Los Santos onun için bir hayal değildi. Bir sınavdı. Orada kimse Jane’i bilmiyordu. Kimse o gece yaşananları da bilmiyor, düştüğü yeri de görmemişti. Ve en önemlisi de; orada kimse ona kim olduğunu hatırlatmayacaktı. River, Michigan’daki son aylarında para biriktirdi. Eşyalarından bazıları satarak azalttı. Hayatını sadeleştirdi. Ailesiyle zaten kopmuş olan bağlarını tamamen geride bıraktı. Geri dönme ihtimalini zihninden sildi. Bu bir kaçış değildi. Bu, bilinçli bir kopuştu. Bu, kendini yeniden inşa etme kararıydı. Uçağa bindiği gün içinden tek bir cümle geçti:
“Geçmişimi yanımda taşımıyorum. Ama ondan öğrendiklerimi de bırakmıyorum.”
Los Santos’a indiğinde cebinde büyük paralar yoktu ama net bir zihni vardı ve artık amacı şuydu:
Finansal olarak bağımsız olmak. Kendi ismini, kendi emeğiyle değerli hale getirmek. Bir daha savunmasız kalmamak ve hayatını başkasının kararlarına bağlamamak.
River Whitmore, Los Santos’a geçmişini sürüklemek için değil, geleceğini kurmak için gelmişti.
KİŞİSEL KRONOLOJİ // ZAMAN ÇİZELGESİ
Rol Geçmişi & Katıldığı Olaylar (0)
Bu karakterin doğrudan iliştirildiği bir olay henüz bulunmuyor.
